‘ayrılık’ olarak etiketlenmiş yazılar

AYRILIK SONRASI YAPILAN HATALAR

Salı, 23 Aralık 2008

Aşka rağmen ayrılan sevgililer dayanılmaz acılar çeker, özellikle terk edilenler daha da ağır ruhsal çöküntüler yaşar. Kişi bu acılardan kurtulmanın yollarını arar, bildiği duyduğu her yolu denemeye çalışır, her çareye başvurur.
Ayrılık sonrası veya terk edilmeden sonra çoğu âşık yaptığı hatalar yüzünden aşk acısından kurtulmak bir yana, içindeki aşkı saplantılı hale getirir.
Kimi âşık giden sevgilinin yerini bir başkasıyla doldurmak için yeni bir sevgili bulur, kimi de eski sevgilisine inat olsun diye, yeni biriyle çıkmaya başlar.
Ayrılıktan kısa bir süre sonra yeni bir aşk ilişkisine başlamak yanlış bir tutumdur. Gerek yaşamında açılan boşluğu doldurmak, gerekse eski sevdiğine inat olsun diye başlatılan yeni bir beraberlik, her halükârda beklentileri boşa çıkarır. Bu tür beraberliklerde, hem terk edilen sevgili, hem de yeni sevgili zarar görür; çünkü terk edilen bu beraberlikten umduğu aşkı bulamaz ve bu beraberlik kısa bir sürede yıkılabilir. Dolayısıyla yeni sevgili bu ilişkinin başlamasıyla âşık olabilir ve aşkına gerçek anlamda karşılık bulamayacağı için hayal kırıklığı yaşayabilir.
Özellikle terk edilmeyi kabullenemeyen sevgili, eski sevgilisine inat olsun diye başka birini oyununa alet etmiş olur, yani masum birinin duygularıyla oynamış olur ve bir insana yapılabilecek en büyük kötülüğü yapmış olur.
Çoğu âşık, ayrılıktan sonra yalnızlığa sığınır ve bütün zamanını ayrıldığı sevgilisini düşünerek geçirir. Ayrılık şarkılarının çaldığı radyo kanalı yirmi dört saat başucunda açıktır. Bazıları müzikle beraber efkarlandıkça, alkollü içeceği kafaya diker. Istırabına bin ıstırap katar.
Ayrılıktan sonra yapılan başka bir hata, ayrılığı kabullenememektir. Kişi, eski sevgilisiyle yeniden bir araya geleceğine dair planlar yapar veya hayaller kurar. Gözü kapıdadır, kapı çalınsa, gelenin sevgili olabileceğini düşünür ve hızla kapıyı açar; kulağı telefondadır, telefon çalsa umutla açar; sevgilisinin bir arkadaşını görse, hemen sevgilisiyle ilgili konularda konuşmaya başlar.
Diğer bir hata, eski sevgiliyi gizli gizli takip etmektir. Eski sevgilisinin gelip gittiği yolları ve saatlerini bildiği için, bu saatlerde sevgilisine görünmeden onun geçişini seyreder, bazen gizli gizli takip eder, bazen de onunla karşılaşır. Kimi zaman gizli numarayla sevgilisini arar; ama konuşmaz, sadece sesini dinler, kimi zaman da sevgilisiyle ilgili gelişmeleri bir dedektif gibi takip eder.
Başka bir hata, anıları canlı tutmaya çalışmaktır. Eski sevgiliden gelen bütün mektupları her gün çıkartıp tek tek okur, koklar. Sabah uyandığında ilk iş olarak başucundaki eski sevgilisinin fotoğrafına bakar, gün içinde yüzlerce kez fotoğraflara bakar ve defalarca öper, duygusal anlar yaşar ve ağlar.
Kimi ayrılıklarda terk eden taraf diğerine âşık değildir ve ayrılığın en önemli sebebi de bu olur. Âşık olan veya terk edilen kişi, defalarca diğerine geri dönmesi için yalvarır ve büyük bir hataya düşer, kendini küçültür.

Aynı derede iki kez yıkanılmaz!

Perşembe, 30 Ekim 2008

Demet Akalın, kendisini Selin İmer ile aldatan Oğuz Kayhan’ı asla affetmeyeceğini söyledi

 

Demet Akalın,  “Zaten bitmiş bir ilişkiydi. Farkındaysanız bir süredir o ayrı geziyordu, ben ayrı… Medeni bir şekilde ayrılalım demiştim, ama artık dost kalmak bile istemiyorum. Aynı derede iki defa yıkanılmıyormuş.”Oğuz Kayhan’ın Amerika’dan döndükten sonra açıklama yapacağı hatırlatılan Akalın, “Benim adıma konuşmasın. Uzun süre hayatıma etrafımda erkek bile görmek istemiyorum” dedi

 

Aşkla ilgili her şey

Pazar, 26 Ekim 2008

Aşkla ilgili herşey

 anlamını senle yitirdi.

 Çünkü sen gittin.

 …..dün

 Dün başka bir şehrin kokusunda denizi soludum özlemle. Ay denizin tepesindeydi. Bıraksalardı, kalsaydım kayalıkların başında. Dalgaların karşısında, bütün dünya sırtımın arkasında.

 Dün, bugün, yarın. Aslında ne zaman? Zaman ne? Zamanımız ömrümüz kadar ancak. Yaşımızsa yaşamışlığımızdan daha az.

 Yoktun! Hüzün şarkıları vardı dilimde, düşlerimde. Gül bahçelerinin kokusu sinmişti uykularıma bilmezsin. Bir cümle değil ki aşklar, bir satır değil ki duygular. Düşlerim kadar uzun olamaz ki bütün yazdıklarım, yazılanlar. Umutlarım kadar büyük olmalı sevgilerim. Yazık şeyler, boş inançlar, duyarsızlık. Hiç kimse değil herkes. Ama birşey, tek bir şey için; Yaşamak mümkünken yaşamak için.

 Düzgün alıntıları var kararsız yaratmaların hayatımızda. Eğri birşey var aralarında, isteksizlik gibi, yılmışlık gibi. Bezgin bir görüntü var yüzümde savaşıyor da yeniliyor gibi.

 O, benim! Yüzüm aydınlatıyor gerçekleri. Bir denemeydi yalnızca. Bir yaz sıcağı denemesi. Olası bütün özgürlüklerle sarılmak güneşe. Sahip olduğum bütün yalnızlıklarla, yalnız kalmak o uzak deniz şehrinde. Bir uzaklaşmak çabası kendimce. Bir boşluğu dolu dolu yaşamak .

 Sözcükler maviye boyandı uzaklarda, özlemler martılara yüklendi. Orası denizdi. Bir satır öncesiydi. Hiçbirşey eskisi olamazdı!.. Olmamalıydı. Varlığını hissettiğin ama yaşayamadığın duyumsamalar vardır. Aslında gerçektir, aslında yaşanasıdır, aslında senindir. Ama buna hazır değilsindir bütünüyle. \”Bu bir başlangıç olmalı\” diye düşündüğün şey ne kadar somutsa, sen de o kadar soyutsundur. Seni gerçekten rahatsız edense; bir sebep bulamayışındır davranışlarına.

 Belki sebep oradaydı, yalnızca sen göremiyordun. Bir isimdi belki, bir geçmişti, geçmişindi, öncendi; düşünmekten korktuğun. Tekrar yaşamaya cesaret edemediğin bir süreçti.

 Bekledin öylece ve beklemeye aldığın diğer herşey vardı bir yanda, ben gibi. Ve aslında nedir olması gereken, yapman gereken bilmeden.

 Dünyanın en tepesinde ve yalnız olmayı düşleyerek bakıyorum güneşe. Yalnızca bir bakış uzaklığında mavi. Suda mavi, havada mavi. Gördüğüm ve düşündüğüm herşey biraz mavi.

 Sessizliği çözen dalga sesinde uyanıyor gerçekler uykusundan. Bu umutsuzluk: Gerekçesiz geç kalması yaşamın anlamının…

 Kapalı kapıların ardında kaldı yürekler

 Yazamadı şiirini, söyleyemedi şarkısını sözcükler.

 Siz, geniş zamanlar umuyordunuz,

 çirkindi dar vakitte bir sevgiyi söylemek.

 Ama hep dardı vakitleriniz,

 çünkü yüreğiniz dardı sizin.

 Bana hiç sevmediğinizi söyleyin…

 Ve sen, çocuk düşleriyle yarattığım sevgili, yalnızlığı seçiyorsun belki zorlayarak kendini. Gidip de bir daha dönmediğindir, ardında kalan. Sırasız yaşadığın bütün o sevgiler boşluklarını tamamlayacak hayatının. Oysa koparıp almalıydın kendini bütün o yanılgılardan.

 Hiç konuşamadıklarımızı yazıyorum şimdi. Gidiyordun. Gidiyordun zaten. Gidiyordun sen. Hiç yaşamadıklarımızla gidiyordun. Hep yapmayı isteyip de yapamadıklarımızla. Daima ertelediğin herşeyle birlikte gidiyordun.

 Seni değil kendimi son kez uğurluyordum. Giden bendim aslında. Sen kaldın. Sen hep o sende kaldın çünkü. Bütün çelişkilerinde, bütün korkularında kaldın.

 Çok zaman geçmedi. Yalnız kaldı, konuşamadı, içine döndü bir çiçek. \”Boşuna bir bekleyiş.\” dedi bütün dünya, inanmadı. \”Anlayacak\” dedi. \”Anlamalı sevginin gücünü.\”

 İzleri bile kalmadı seninleliğin. Hevesleri yok ettin ya, umutsuz kaldı gözler, ağlayamadı bile.. Yokluğunla bitti sözcükler. Sen gittin.

 Aynı sonların devamında aynı başlangıçları yaşamamak için öğrenmeliydin bazı şeyleri.

 Birgün kendi gökyüzüne bakarken, hatırlayacak mısın söylediklerimi? \”Sevmek yürek ister. Sevgi yüreğini ister, vermelisin. Sevgiye yüreğini vermelisin!\”

 Yarın uyanacağın yeni gün, yeni biri olmayacaksın. Ne yazık, dünya da aynı dünya olacak. Değişebilecek tek şey yaşama bakışın olabilir. İyimserliğin ve kötümserliğin çok ince bir çizgide ayrılıyor birbirinden. Bu içindeki sevgi çokluğuna bağlı. Mutlu yada mutsuz olabilirsin. Yaşamının anlamı kendi içinde saklı, aramaya hazır mısın? Aramayı ister misin? Sen ne kadar sensin, bu ne kadar senin yaşamın? Gördüğüm sensin. Ya göremediğim sen? Bulmaya çabaladığım fakat bulamadığım sen… Ulaşamadığım sen…

 Çok şeyi göze almıştım oysa. Yıkıntıların ardından yine yeni bir savaşı bile. Sen de savaşlardan geliyordun çünkü. Yaraların vardı, anlıyordum. Olabilirdi, yapabilirdik. Korkmasaydın, vazgeçmeseydin.
Bugün sana bunları yazarken düşündüklerim, düşlediklerimin yarısı bile değil. İzin verseydin.. Paylaşabilseydim. Anlatabilseydin. Dinleseydim. Söyleseydin!.. Söyleyebilseydin..

 \”Umut ettiğim kadar olabilir miydi\” diye düşündüğümde, bir neden bulamıyorum. Ve sen ayrıntıları nasıl gözardı edebildin vazgeçerken? Yaşadıklarımı, düşündüklerimi, ben kadar yakın hissederek paylaştım seninle. Belki alışık olmadığın kadar güvenerek. İçimden geldiği gibi, öylece. Ne yapayım ben böyleyim. Bu hataysa eğer, daha önce de aynı hatayı yapmıştım. Keşke anlasaydın… Sevgiyi bu kadar kolay harcayamam ki.

 Bir uzun yolun ortasında, kendi doğrularımdan yada yanlışlarımdan vazgeçmeyi düşünerek gitmiştim sana. Ya sen bana gelmeyi başarabildin mi? Kendinle hesaplaşmaların vardı: Kabullenemeyişler, zorlamalar, geriye dönüşler, dönemeyişler… Bir gelecek endişesi taşıyordu korkuların pişmanlık duymamak için. Peki ya kaybetmek korkusu yok muydu içinde? Kendi kendinden kaçıyordun. Kendi sevgilerinden. Sevgi sadakat ister, ona sadık kalmalıydın.

 Yarın bunları hiç düşünmeden yaşıyorken, bütün gerçekliğin yığılacak üstüne, belki hiç anlamayacaksın neden bittiğini. Buna izin vermeyecek etrafına ördüğün duvar. Dün de o duvar vardı, yarın da olacak. Sen onu yıkmadığın sürece, o seni gizleyecek ardında.

 Dün ardarda yaşadığımız yanlışlar için geçmişi yargıladıysak eğer, bugün de aynısını dün için yapacaktık. Bu yüzdendi, bugünü doğru yaşamak çabası. Bu yüzdendi, seslenişim. Bu yüzdendi, sessizce gitmeyişim…

 Yıldızları gördüm denizin hemen üzerinde. Yanyanayken, binlerce kilometre uzaklardı birbirlerine. Gözlerimde aç bir tebessüm, bir kez daha yanıldığımı gördüm yalnızlığımda. Boşuna bir çaba gördüm umutsuzluğunda. Sende ben, geçmişimi gördüm, dünü gördüm.. Dün sen o geçmişe gömüldün.

Ayrılalım ama dost kalalım!

Cumartesi, 15 Mart 2008

Biten bir aşkın ardından o sevilen kişiyle arkadaş kalmak kolay değil. Terk eden tarafın isteği olan ‘dost kalmak’ talebi, sizi çok yaralayabilir.‘Her şey bitti ama belki arkadaş kalabiliriz…’ Bu, yıllardır ayrılan çiftlerin son konuşmalarında geçen bir cümledir. Fakat, bunu başarabilen kişilerin sayısı çok azdır. Birkaç dakika içinde eski sevgiliniz hayatınızdan çıkıp giderken mutlaka “Arkadaş olabilir miyiz?” sorusunu sormuş, siz de yüksek ihtimalle bu soruya “Neden olmasın?” demişsinizdir. Fakat bu diyaloğun sonucunda ‘gerçekten’ arkadaş kalabilen eski sevgililerin sayısının ne kadar az olduğunu ve arkadaş olma önerisini sunan kişinin ilişkiyi bitiren ve bu vicdan azabından kurtulmak için yollar arayan taraf olduğunu hatırlatmakta fayda var!

Gidenlerin sorusu
Sevgilisini terk edenlerin en az yüzde 60′ı ona ‘arkadaş kalabilir miyiz?’ sorusunu yöneltmiş ve ‘evet’ yanıtını almıştır. Ona ‘evet’ denmesinin nedeni aslında o insanın hayatında olup biteni öğrenme arzusudur. Liseden tanıdığımız ve birlikte aynı derslere girdiğimiz, (daha fazla…)

Seni Özlemenin Kitabını Yazıyorum

Cuma, 15 Şubat 2008

Seni Özlemenin Kitabini Yaziyorum..

Özlem..
En mutlu özlem… sonu olan.. sonu özlediğinle biten.. varışı sevdan olan özlemler..

Özlem
Ya gelmeyeceğini, gelemeyeceğini bildiğine özlem… ya orada olduğunu bildiğin ses vermeyene özlem…. Ya özlemekten korkana özlem… ya yaşamaktan korkana özlem.. ya düşlere özlem.. ya yarını olmayacak aşklara özlem.. gideceğini bilerek sevilene özlem.. Yaşanamayacaklara özlem… İşte sonu olmayan özlem.. İşte vazgeçilemeyen özlem.. işte (daha fazla…)